Orjinal
metin Türk Dişhekimleri Birliği 1. Uluslararası kongresinde sunulmuştur.
Dt. Şükran ENGİN
AKUPUNKTUR VE ETKİ MEKANİZMASI
Akupunktur latince iğne batırmak
anlamına gelen "akus" iğne ve "punktura" batırma kelimelerinden türetilmiştir.
Çincede bu anlamda "Chen Chiu" kullanılır. Akupunktur uygulaması Çinde 5000
yıl önceye kadar uzanmaktadır. Akupunktur, vücutta bulunan özel noktalara iğne ve
benzeri uyaranlarla yapılan ve her hasta için mutlaka o hastaya özel bir program
gerektiren, regülasyon tedavisidir.Çinliler akupunkturun etki mekanizmasını çeşitli
teorilerle açıklamışlardır. Son 20 yıl içinde akupunkturun etki mekanizmasının
batılı kavramlarla açıklanabilmesi için yoğun çalışmalar yapılmıştır. Buna
rağmen tam olarak etki mekanizması açıklanabilmiş değildir. Ancak ortaya konan ve açıklanabilen
teoriler sonucunda kesin ipuçları elde edilmiştir. Bunlardan en önemlisi son yıllarda
yapılan nörotransmitterler düzeyindeki araştırmalardır.
Bu teorileri şöyle sıralayabiliriz :
A - Geleneksel Çin Tıbbı teorileri
* Yin-Yang
* 5 eleman teorisi
B - Batı Tıbbı Teorileri
1 - Nörolojik teoriler
* Somato - Viseral teori (Felix Mann
1960 )
* Kapı kontrol teorisi (Melzack , Wall
1965)
* Multipl Kapı teorisi (Zhang Xingtong
1972)
*Contrirritasyon teorisi
* Talamik nöron teorisi (Tsun-Nin Lee
1977)
* Motor kapı teorisi (Jayasuiriya
Fernando 1977)
* Otonom Nöron teorisi (Courier
Tirgoviste 1973 )
2 - Humoral teoriler
* 5 Hidroksitriptamin ( Zhang xingtong
1974 )
* Endorfin salınım teorisi (Pomeranz
1976)
* Diğer nörotransmitterler.
3 - Bioelektrik teoriler
*Kirlian (1939)
4 - Embriolojik teori
* Felix Mann (1972)
6 - Plasebo etki teorisi
* American Medical Association (1972
)(5)
A- Geleneksel Çin Tıbbı Teorileri
Yin-Yang Teorisi
Yin - Yang teorisi, eski Çinde maddesel
dünyanın gözlemlenmesi ve analizi için kullanılan kavramsal bir çerçeve, aynı
zamanda fenomenleri gözlemlemek ve analiz etmek için kullanılan teorik bir yöntemdir.
Bu felsefi bir kavramsallaştırmadır. Doğal dünyadaki birbiri ile ilişkili tüm
fenomenlerde gözlemlenebilecek iki karşıt prensibi genelleştirme aracıdır. Yin-yang
karşıt yapılara sahip iki ayrı fenomen temsil edebileceği gibi, aynı fenomen içindeki
farklı ve karşıt özellikleri de temsil edebilir. Sonuç olarak eski Çin halkı günlük
yaşamlarında ve işlerinde doğal dünyanın tüm yönlerinin ikili bir özelliğe sahip
şekilde görülebileceğini ortaya koymuşlardır. Örneğin :
YIN YANG
su ateţ
gece gündüz
durgunluk hareket
siyah beyaz
soğuk sıcak
kadın erkek
kolinerjik adrenerjik
hipofonksiyon hiperfonksiyon
Su ve ateş yin ve yang ın
sembolleridir. Yin ve yang kavramları enerjinin gelişi güzel bölünmesi değil, bu
unsurlar arasındaki karşılıklı ilişki ve tesirlerdir. Kesin olarak hiç bir varlık
ne yanlızca yin ne de yang'dır. Hepsi muhtelif oranlarda bu iki kavramın birleşiminden
meydana gelmiş bir bütündür.Yin'ın içinde yang'dan bir parça, yang'ın içindede
yin'den bir parça vardır.
Tao Dairesi
Sonuçta bu felsefe Çinlileri hiç bir
şey kesin yin veya yang değildir diye açıkladıkları tek varlık yasasına
ulaştırmış ve TAO dairesi adını verdikleri geometrik simgede tek varlık yasasını
temsil etmişlerdir. Yin ve yang teorisi geleneksel çin tıbbının teorik sisteminin tüm
yönlerine girmektedir. insan vücudunun organik yapısını, fizyolojik fonksiyonlarını
ve patolojik değişiklillerini açıklamaya yardımcı olmakta ve ayrıca klinik tanı ve
tedavi konusunda yol göstericilik yapmaktadır.
Anatomik bölgeler ve organların
fonksyonel aktivitelerine göre vücut yin ve yang bölümlere ayrılır. içi dolu
organlar ( zang organlar ) kalp, akciğer, dalak, karaciğer,ve böbrek yindir. içi boş
organlar ( fu organlar ) safra kesesi, mide, ince barsak, kal›n barsak ve mesane
yangdır.Vücut içinde, yin ve yang karşılıklı olarak birbirlerini
destekleyicidirler.Yin ve yang birbirlerini desteklemez ve ayrılırlarsa vücudun yaşamsal
aktiviteleri durur. Bu olay temel enerjinin yani qi'nin tükenmesine neden olur.
Geleneksel Çin tıbbı, hastalığın
ortaya çıkmasının yin ve yang aras›ndaki görece dengenin kaybının ve böylelikle
birinden diğerinin fazlalığı veya yetersizliğinin sonucu olduğunu kabul etmektedir.
Bu dengesizlik vucudun diğer sistemlerini de etkileyecektir. Aşırı etkinlik veya az
etkinlik normal dengeye getirilinceye kadar o organın enerjisinin regüle edilmesi amacı
ile tedavi yapılmalıdır. Buna yin yang regülasyonu yani bioregülasyon adı verilir.
Iğnelemenin temel tekniği yin ile yang arasında bir dengeye ulaşmaktır. Bu teoriye,
Fransız sempatoloji birimi başkanı Prof. Lavastine fizyolojik açıdan yaklaşmış ve
şu şekilde açıklamıştır. Sıkıştırıcı, hızlandırıcı, basınç yükseltici,
güçlendirici, katabolik, taşitrofik gücün kısaca organizmadaki yang gücün fazlalığına
sempatikotoni (= sempatik sistem hakimiyeti ) adını verdi. Bu fazlalıktan oluşan tüm
bozuklukların sempatik sinir sistemine bağlı olduğu sonucuna varmıştır.
Hafifletici, basınç azaltıcı, anabolik braditrofik gücün, kısacası organizmanın
Yin gücünün aşırı çalışmasını vagotoni olarak adlandırdı ve buna bağlı
bozuklukların vagus sistemi veya parasempatik sinir sistemi sorumluluğundadır şeklinde
olayı açıklamıştır. Burada yin kelimesi yerine negatif, yang kelimesi yerine pozitif
veya insan vücudunda yang yerine sempatik, yin yerine parasempatik sinir sistemleri
kavramlarını getirerek bu dengeyi yeniden ele aldığımızda Çinlilerin Yin-Yang
teorisini ve bu teoriye bağlı olarak yapılan tedavileri bizimde anlamamız çok daha
kolay olacaktır.
Bu konuda Fransız Prof. Lavastin'den
alınan bir cümle çok anlamlıdır.
"Sağlıklı olmak için ister Çin
felsefesinde ister batı biliminde yukarıda belirtilen iki karşıt sistem arasındaki
dengenin mevcudiyeti şarttır."
Beş eleman teorisi :
Ağaç, ateş, toprak, metal ve su olmak
üzere doğal dünyadaki 5 kategoriye beş eleman adı verilmektedir. Beş eleman teorisi,
evrendeki bütün fenomenlerin yapı olarak beş ana elemana tekabül ettiğini ve
bunların sürekli olarak bir hareket ve değişim içinde olduklarını kabul etmektedir.
ilk çağlarda Çinlilerin yaşamları
ve üretim uğraşları sırasında doğal dünya konusunda yaptıkları gözlemlerin
sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ağaç, ateş, toprak, metal ve su yaşamın ve
üretimin sürdürülebilmesi için vazgeçilmez beş materyal olarak kabul edilmiştir.
B.Batı Tıbbı Teorileri:
Bu teorilerden akupunkturun etki
mekanizmasını açıklayabilmek için yararlanılmış olanlar şunlardır.
Giriş kontrol teorisi (Gate
control theory)
Bu teori 1965 yılında Melzack ve Wall
tarafından ileri sürülmüştür. Bu teoriye göre periferal impulslar, ağrı duyusunu
taşıyan ince miyelinli A gurubu Delta lifleri ve basınç , dokunma duyusunu taşıyan
miyelinsiz C lifleri ile ilerler. Reseptörlerden gelen impulslar spinal deliğe girdikten
sonra , 1-3 segment yükselir ve arka boynuzun dorsali olan substantia gelatinoza
rolandiye girerler. Teoriye göre bu bölgede ağrı için bir giriş kontrol kapısı
vardır.
A Delta liflerinin aktivitesindeki
artış kapıyı ağrılı uyranlara açarken, C liflerinin aktivitesindeki artış
kapının kapanması yönünde etki eder. Düşük şiddetteki akupunktur stimulasyonu c
liflerinin daha büyük oranda aktivasyonunu sağlar.
Iki Giriţ kontrol teorisi ( Two gate
control theory)
1973 de Man R.L. ve Chen C.H tarafından
ileri sürülmüştür. Bu teoriye göre Melzack ve Wall tarafından ileri sürülen
spinal iliğin substantia gelosiasındaki giriş kontrol kapısına ilave olarak talamusda
ikinci bir giriş kontrol kapısının olduğu kabul edilmektedir.
Merkezi ağrı kontrol mekanizması (
central biasine mechanism)
Bu teori 1971 yılında Melzack
tarafından ileri sürülmüştür. Melzack yaptığı çalışmalarda orta beyin gri
maddesi civarında bulunan bir maddenin vücudun bütün duyusal fonksyonları üzerinde
inhibe edici bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Akupunktur uyarımı retiküler
formasyonun inhibe edici bölümünü aktive eder . Buranın aktivasyonu duyusal
sinapslarda inhibisyon yapmakta böylece ağrının yayılımı ve ağrı merkezine
iletilmesi önlenmiş olmaktadır.
Contriritasyon teorisi
Genel anlamda vücut üzerine yapılan
şiddetli stimülasyonla esas ağrının örtülmesi şeklinde kabul edilir. Bu teoriye göre
akupunktur uygulanan alanda bir ağrının ortaya çıkmasına sebep olur ancak bu daha
sonra operasyon alan›ndan doğan daha şiddetli ağrıyı örter . Bilindiği gibi
visseral ağrıların yansıdığı dermatomların uyarılması çok defa iç organlardan
gelen ağrıları inhibe etmektedir.
Hipnoz-Plesabo teorisi
Bu teori daha çok batılı
araştırmacıların Klasik Çin akupunktur teorisini açıklayamaması nedeniyle,
akupunkturu hipnozla açıklama eğiliminden doğmuştur. Her ne kadar hipnoz analjezi
meydana getirebilirsede, akupunkturla aynı olduğu kabul edilemez. Hipnozda analjezi
derin olmayıp, analjezinin meydana getirilebilmesi için de şahsın uzun süre hipnoza
hazırlanması gerekir. Hipnotize edilemeyen kişiler akupunktur analjezisine cevap
vermektedirler. Ayrıca akupunktur analjezi ile hayvanlarda çeşitli operasyonların
yapılması akupunkturun hipnozla aynı olmadığı gerçeğini kesin olarak ortaya koyar.
Akupunktur analjezisi yapılmış köpek ve tavşandan alınan serebro spinal sıvı veya
kanın diğer bir hayvana enjeksiyonu ile bu hayvanda ağrı eşiğinin yükselmesi
akupunkturun hipnoz olmadığını gösteren diğer bir bulgudur. Buna karşın hipnoz
akupunktur analjezisine belirli ölçüde yardımcı olabilir.
Akupunkturun ağrı üzerine olan
etkisinin plasebodan fazla olduğu ispatlanmıştır. Akupunktur analjezisinin etki
mekanizmasının nörofizyoloji ve biyokimya aracılığı ile açıklanmasında
"Zimmermann " ve " Pomeranz " ın büyük katkıları olmuştur.
Reichmanis ve Becker 1977 de 24
kontrollu çalışmayı incelemiş ve bu çalışmalardan 17 sinde akupunkturun analjezik
etkisinin plasebodan fazla olduğunu göstermişlerdir. Çalışmalarda stimülasyon
yöntemi olarak manuel stimülasyon ve düşük frekanslı yüksek şiddetli akım
kullanılmıştır.(1)
Chapman, Anderson ve Holmgren 1980 de
yaptıkları çalışmalarda uzak ve yakın akupunktur noktalarının analjezik
özelliklerini incelemişler yakın noktaların analjezik etkilerinin daha fazla olduğunu
ve bu etkilerin plasebodan daha farklı olduğunu göstermişlerdir . Plasebo etkisinin
araştırılması için önce tanımlanan akupunktur noktaları kullanılmış daha sonra
rasgele seçilen noktalara akupunktur uygulanmıştır. Plasebo akupunktur % 30 oranında
etkili olurken tanımlanan akupunktur noktaları kullanıldığında başarı oranı % 75
in üzerine çıkmaktadır.(2)
Pomerans'ın Endorfin Salınım Teorisi
Günümüzde akupunktur ile ilgili
özellikle analjezi etkisini çözmek amacıyla pek çok araştırmalar yapılmaktadır.
Bu çalışmalar arasında nörofizyolojik, nöroendokrinolojik ve elektrofizyolojik
incelemeler vard›r. Pomeranz akupunktur analjezisinin endorfin adı verilen opiat
benzeri bir gurup madde ile açıklanabileceğini ileri sürmüş ve akupunkturun
ağrılı sendromlarda ve bağımlılık tedavilerinde ki etkilerini endorfinler yolu ile
açıklamıţtır. Endorfinlerin başlıca görevi, nöronlar arası sinaptik mesafede
impuls iletimi olan transmitter maddeler gurubuna dahildir. Sinaptik mesafede ileti nörotransmitterler
ile olur. Nörotransmitterler sinir uçlarında, sinaptik veziküllerde depo edilmiş olup
sinir lifleri boyunca gelen elektrik impulsların uyarısı ile salınıma uğrarlar. Nörotransmitterlerin
sal›nmasının nedeni sinaptik membranın aksiyon potansiyelince uyarılmasıdır.
Mitekondrilerden ortaya ç›kan ATP formundaki enerji sinaptik mesafeye
nörotransmitterlerin salınmasından sorumludur.Salınan nörotransmitterler hızla
sinaptik mesafeyi geçip karţı hücrenin post sinaptik membranındaki spesifik reseptörleri
stimüle eder. Böylece lokal depolarizasyon ortaya çıkar ve sinir aksonu boyunca bir
impuls olarak ilerler. Sinaptik mesafedeki nörotransmitterler vazifelerini tamamlad›ktan
sonra tekrar presinaptik membrandaki veziküllere geri dönerler ve yeni bir stimülüsle
salınım için hazır beklerler.
Yüzyılın başında başlayan
araştırmalarla bir çok yeni nörotransmitter bulunmuştur.Bunlardan en bilinenleri
kolinerjik ve adrenerjik sistemde fonksiyon gören asetil kolin ve noradrenalindir. Diğerleri
dopamin, serotonin, endorfinler, enkafalinler , prostoglandindir.
Bir nörotransmitterin en önemli
özelliği, reseptörlerinin sadece sinir hücrelerinde bulunması ve her bir nörotransmitterin
kendi spesifik reseptörünün olmasıdır. Bu reseptörler üç boyutlu protein yapısında,
nörotransmitterlerle uyum sağlayacak konfigürasyona sahiptir. Beyinde öyle
reseptörler vardır ki özel kimyasal yapılarından dolayı sadece morfin ve morfin
benzeri maddelerle bağlanabilirler. Bunlara opiat reseptörler denir. Reseptörlerin diğer
bir özelliğide sterospesifik olmalarıdır. Morfin bu özelliğe sahip bir reseptördür.
Endorfin ve enkafalinlerde benzer özelliklere sahip olup endojen opiatlar adını
alırlar. Çünkü bunlar diğerlerinin tersine vücutta sentez edilirler.
Morfin antagonisti naloksan morfin
entoksikasyonunda etkindir. Akupunktur analjezisinin deneysel çalışmalarında
araştırma maddesi olarak kullanılır. Nörofarmakolojide temel bir görüş vardır. Bu
görüş, etkisi naloksanca geri çevrilebilen bir madde morfin benzeri , opioid bir
maddedir. Akupunkturun analjezik etkileri naloksanca geri çevrildiğinden güçlü bir
yargıya göre akupunktur uygulaması sonucu morfin benzeri maddeler salınmaktadır.
Beyindeki opiat reseptörlerinin tespitinden sonra endorfinler tanımlandı ve bunların
genel ağrı mekanizmasındaki ve akupunktur analjezisindeki fonksiyonları
araştırılmaya başlandı. Son zamanlara kadar vücutta bu maddelerin natürel olarak
sentez edildiği akla gelmemiştir. Beyindeki opiat reseptörlerinin yerleşimi ve
yapısı Akil , Golstain (Stanford University) ve Synder (John Hopkins University)
taranfından ortaya çıkartılmıştır. Bu reseptörler beyinde amigdale, corpus
stratium, talamus, hipotalamus, nucleus solitarius ve spinal cordda substantia
gelatinosada tespit edilmişlerdir. Opiat reseptörleri modern klinik tıbbı, nörofarmakolojiyi,
akupunkturu ve anestezi disiplinlerini birbirleriyle irtibata sokan bağ gibidir.
Pauser, akupunkturun tedavi edici
etkisinde endorfin ve enkefalin prodüksyonunun önemli rol oynadığını göstermiştir.
Bununla beraber akupunktur etki mekanizmasında daha birçok faktör rol oynamaktadır.
Eğer, yalnız nöral efekt hipo veya analjezik etkinin nedeni olsaydı, analjezik etkinin
başlaması saniyelerle ifade edilirdi. Ancak bu etkinin başlayabilmesi için daima 20
dakikalık bir latent zamana gereksinim vard›r. Bu düşüncenin ışığı altında,
kimyevi transmitter bir mekanizmanın varlığı düşünülmüţ ve daha sonra
"Birkmayer", " Riederer " tarafından kanıtlanmıştır.
Pischinger, deneylerine dayanarak,
akupunkturun regüle edici bir tedavi formu olduğunu ileri sürdü . Bunun nedenini,
sinirsel, nörohormonel ve hümoral mekanizmaların varlığına bağladı.
Akupunkturun vücuttaki etkileri:
Melzak ve arkadaşları tarafından
yapılan bir çalışmada myofasyal ağrılarda triger ve motor noktalarla , akupunktur
noktaları arasındaki ilişki araştırılmış ve çoğunun lokalizasyonlarının benzer
olduğu gözlenmiştir. Triger, motor ve akupunktur noktaları çoğunlukla sinirlerden
zengin bölgelere isabet ederler.
Akupunktur noktasına iğnenin
batırılmasından birkaç dakika sonra , noktanın çevresinde küçük dairesel bir kızarıklık
oluşur. Autor ve Stöckl ' ün yaptıkları araştırmalar sonucunda bunun sebebini
histamin efekti olarak açıklamaları tam anlamı ile kabul edilmemektedir. Iğnenin
batırılmasından sonra hem iğnenin çevresinde hemde hedef organda 1-2 derecelik
temparatür artması tespit edilmektedir. Bu fenomen, hasta tarafından genellikle
rahatsız etmeyen bir sıcaklık hissi olarak algılanmaktadır. Bunun sebebi "
Durinjan " ın termografik araştırmaları sayesinde akupunktur noktası ve hedef
organın hedef bölgesinde artmış veya normale dönmüş kanlanma olarak tesbit
edilmiştir. Bu akupunkturun target etkisinin yanında, selektif etkili olduğunuda göstermektedir.(
1 )
Akupunkturun dolaşım sistemi üzerine
etkisi
Akupunkturun kan basıncına etkisi
fotoelektrik pletismografik sensor ile araştırılmıştır. Vücudun çeşitli bölgelerinden
yapılan ölçümlerde akupunkturun farklı farklı etki gösterdiği saptanmıştır.
Akupunktur stimülasyonundan sonra yapılan ölçümlerde 3 farklı faz olduğu ortaya
konmuştur. Vakaların % 50 sinden fazlasında bu fazlar görülmüştür. Akupunkturdan
sonra belirgin bir vazodilatasyon ve buna bağlı olarak kan basıncında düşme meydana
gelmektedir. Akupunktur stimülasyonuna bağlı olarak ağrı ve kas spazmının düzeldiği
durumlarda lokal ve uzak bölgelerde vazodilatasyon meydana geldiği saptanmıştır.
Akupunkturdan sonra ağrı hissinin kalkmadığı vakalarda ise vazokonstriksyonun devam
ettiği ortaya çıkmıştır.
Akupunkturun Yüksek Kan basıncı
üzerine etkisi
Akupunktur stimülasyonundan sonra
vazodilatasyon meydana gelmesi beyinin distal kısımlarında daha belirgin olarak ortaya
çıkmıştır. Hipertansiyonun azalabilmesi için iğnenin yerleştirilmesi sırasında
çok dikkatli olunmalı ve kesinlikle ağrı hissinin gelişmemesi sağlanmalıdır.
Akupunkturun E.K.G ve kalp sesleri
üzerine belirgin bir etkisi yoktur.
Akupunktur stimulasyonun kan değerleri
üzerine etkisi
Ilgili 5-10 noktanın 2-4 dakikadan
fazla akupunktur stimulasyonu ile uyarılmasından sonra hastaların %50 sinden
fazlasında alyuvarlarda artış meydana geldiği gözlenmiştir. Akyuvarlardaki artış
ise özellikle 24 saat sonra daha belirgin hale gelmektedir. Özellikle parçalı nötrofiller
% 20-50 oranında artmaktadır. Trigliserid konsantrasyonunda %30-60 lık bir azalma,
fosfolipid konsantrasyonunda %20-30 luk bir azalma meydana geldiği gözlenmiştir. Bu
azalmalar akupunktur öncesi değerleri yüksek olan hastalarda daha belirgin olmaktadır.
Kan kimyasında meydana gelen bu değişiklikler 10 gün kadar devam etmektedirler.
Serum proteinlerinin elektroforezinde
ilginç bulgular elde edilmiştir. Akupunktur stimülasyonundan sonra gamma globulin
fraksiyonunda artış meydana gelmiştir. Bu bulgular akupunkturun infeksiyöz hastalıklarda
immün direnci arttırabileceğini düşündürmektedir.
Akupunkturun sinir sistemi üzerine
etkileri
Motor sinir ileti hızlarında belirgin
bir düşüş saptanmıştır. Bu düşüş sensorial sinirlerde motor sinirlere göre
daha azdır. Parasempatik ve sempatik sinir sistemi üzerinde beligin bir regülasyon
etkisi ortaya konmuştur. Beyinin arteriol ve kapillerlerinde belirgin olmayan
değişiklikler meydana geldiği zaman bile 15 saniyeden daha kısa bir süre içinde
E.E.G de alfa dalgalarında değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Hastalar bu durumda
gevşemektedirler. Kendilerini rahat hissetmekte ve kuşkularından kurtulmaktadırlar.
Akupunkturun sindirim sistemi
üzerine etkisi
Akupunktur ile sempatik ve parasempatik
sinirlerin uyarılmasıyla mide peristaltizmi değişmekte ve sindirim sıvılarının
özellikle hidroklorik asit salgılanmasının etkilendiği gözlemlenmiştir.
Akupunkturun solunum sistemi üzerine
etkisi
Li 4 ve Gv 22 noktalarının
uyarılması solunum parametrelerinde gözle görülür değişikliklere yol açmaktadır.
Li 4 noktalarının uyarılması prostoglandinler dahil birçok maddenin salgılanmasına
neden olmaktadır. (2)
KAYNAKLAR:
1- BISCHKO, J.: Akupunkturun etki
mekanizması.The Journal Of Acupuncture.Kuşak matbaası .1989 Vol.1 no:4 .s.9
2- ERDINE,S. : Ağrı. Nobel
Kitapevi.1987. s.213-219
3- NAKATANI,Y. : Ryodoraku Acupuncture.
Ryodoraku Research institute. 1977.s . 2-3.
4- XINNONG,C. : Chinese Acupuncture And
Moxibustion.P.H.of the Chinese Academy of Sciences.1987. s 11-25
5- ZIYAL, N. : Bilimsel Akupunktur . Cem
Ofset .1989 .s.36-44
|